Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve İMVAK işbirliği ile organize edilen Ramazan Sohbetleri’nin bu haftaki konusu “Nerede O Yeni Ramazanlar” oldu.
İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Murat Yılmaz konuşmasında, geçmiş Ramazanlara duyulan özlemin ötesine geçilmesinin önemine dikkat çekerek, günümüz şartlarında Ramazan’ın yeniden ihya edilmesi gerektiğini dile getirdi.
Modern hayatın, dijitalleşme ve bireyselleşme süreçlerinin insanları yalnızlaştırdığına dikkat çeken Yılmaz, “Aile bağlarının zayıflaması, gençlerin anlam arayışı ve toplumsal dayanışmanın güç kaybetmesi gerçeği Ramazan’ın ruhuna daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir dönemi ortaya çıkartmıştır. Herkes, nerede o eski Ramazanlar derken günümüz Ramazanlarının her geçen yıl içeriğinin boşaltıldığını, eski Ramazanların duygu ve heyecanlarının azaldığını, oruç, teravih, iftar ve sahurdan ibaret kaldığını kabul etmiş oluyor. Oysa Ramazan değişmedi, değişen biziz. Bu nedenle geçmişe ağıt yakmak yerine yeni Ramazanlar inşa etme sorumluluğunu üstlenmeliyiz.
RAMAZAN KARDEŞLİKTİR, PAYLAŞMAKTIR
İftar sofraları sadece yemek yenen bir alan değildir. Muhabbetin, paylaşmanın ve kardeşliğin güçlendiği birer manevi meclistir. Yediklerinizden başkalarına da yedirmektir. Sahip olduklarınızı başkalarıyla da paylaşmaktır. Ramazan, dini duyarlılık ve hassasiyetin dolu dolu yaşanmasıdır. İftarıyla, sahuruyla, teravihiyle, mukabeleleriyle coşkulu yaşanan bir süreçtir. Aile içinde kurulan iletişim ve toplumsal dayanışma bu sürecin özünü oluşturur. Çocukların aile içerisinde dini bir yaşantıya alıştırılmasıdır.”
RAMAZAN HATIRALARLA DEĞİL, DAYANIŞMA İLE ÖNE ÇIKAR
Yurt dışında yaşadığı Ramazan tecrübelerine de değinen Yılmaz, Amerika’da bulunduğu yıllarda Müslümanların iftarlarını çoğunlukla camilerde birlikte yaptığını, herkesin imkânı ölçüsünde sofraya katkı sunduğunu ve farklı kültürlerden insanların aynı sofrada buluştuğunu anlattı. Bu ortamlarda gösterişten uzak, samimiyetin ve kardeşliğin öne çıktığını ifade eden Yılmaz, “Orada Ramazan, hatıralarla değil, dayanışma ile yaşanıyor. Ramazan’ın güzelliği coğrafyada değil, onu yaşayan insanların niyetinde ve paylaşım bilincindedir. Ramazan, açlık ayı değil manevi iklimde kalbin yeniden inşa edilmesi dönemidir. Farkındalık ayıdır. Ülkemizde de camilerde uygun mekanlar varsa oralarda yoksa cami etrafında uygun bir mekanda aileler birlikte yemek yiyebilir. Ramazanı güzel yapan sofraların zengin ve çeşitliliği değil kalplerin birleşmesidir. Çocuklarına cami adabını öncelikle öğretmek suretiyle birlikte teravih namazları kılınabilir. Bundan yaklaşık 20 sene sonra insanlar ramazan anılarını anlatırken belki günümüzde kıymetini bilmediğimiz ama o gün yaşanmayan geleneklerimizden bahsedecektir. Ramazanın özünü ve ruhunu kaybetmeyelim. Değer içerikli, ramazan ayına keyif verecek, coşku oluşturacak, buradaki ruhu geleceğe taşıyacak yeni açılımlar yapalım. Var olanı her geçen gün kaybediyoruz ama üzerine yeni bir şey ilave edemiyoruz. Ramazan ayının coşkusunu ve ruhunu her geçen yıl kaybediyoruz” diye konuştu.
NEREDE O ESKİ RAMAZANLAR YERİNE…
Ramazan’ın sadece bireysel ibadetlerden ibaret olmadığını, toplumsal bir ibadet olma özelliği taşıdığını aynı zamanda toplumsal sorumluluk bilincini güçlendiren bir mektep olduğunu vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Çocuklara Ramazan’ın sabır, merhamet ve paylaşma bilinci kazandıran bir süreç olarak anlatmak durumundayız. Nerede o eski ramazanlar yerine biz daha coşkulu, daha duyarlı, daha içerikli yeni ramazanlar nasıl inşa ederiz demeliyiz. Duyarlılık bilinciyle güçlü aile, bilinçli gençlik ve merhametli bir topluma ulaşırız düşüncesiyle gelecek nesle beklenen ve özlenen ramazan ortamları hazırlamalıyız” dedi