Hitit Üniversitesi'nde, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) desteğiyle yürütülen yeni bir proje kapsamında, akciğer kanseri tedavisinde kullanılan ve biyoyararlanımı düşük olan ilaçların hedef dokuya çok daha etkili ve kontrollü şekilde ulaştırılmasını sağlayacak manyetik özellikli nanotaşıyıcı sistem geliştiriliyor.
Projeyle birlikte hastaların tedavi süreçlerinin iyileştirilmesi ve Türkiye'nin sağlık alanındaki stratejik potansiyelinin artırılması hedefleniyor.
- İlacın etkinliğinin ve biyoyararlanımının artırılması,
- Tedavi sürecinde ortaya çıkan sistemik yan etkilerin en aza indirilmesi,
- Hastaya uygulanan ilaç dozunun ve yüksek tedavi maliyetlerinin düşürülmesi,
- Geliştirilecek sistemin gelecekte farklı ilaç ve hastalıkların tedavisinde de kullanılabilmesi amaçlanıyor.
Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Çiğdem Dönmez Güngüneş, proje kapsamında akciğer kanseri tedavisinde kullanılan "Alectinib" etken maddeli ilaç için hedefe yönelik bir taşıyıcı sistem geliştirmeyi amaçladıklarını söyledi.
Çalışmanın üç aşamadan oluştuğunu belirten Güngüneş, ilk aşamada ilaç taşıyıcı nanopartikül sentezleneceğini, bu yapıya manyetik özellik kazandırılarak ilaçla etkileşiminin sağlanacağını ifade etti. İlacın taşıma kapasitesi ve tutunma özellikleri belirlendikten sonra biyolojik uyumluluk testlerinin gerçekleştirileceğini aktaran Güngüneş, etkin sonuç alınması halinde ilacın harici bir manyetik alan kullanılarak doğrudan tümör dokusuna yönlendirilmesinin hedeflendiğini kaydetti.
Projenin ikinci aşamasında ise geliştirilen sistemin nazal bir dozaj formuna dönüştürülmesi planlanıyor.
Özyol, kanser tedavisinde kullanılan, yüksek katma değerli ve yurt dışına bağımlı olunan bu ilacın hücrelere daha kolay ulaşabilir bir forma dönüştürülmesinin Türkiye açısından stratejik önem taşıdığına dikkat çekti.
Projenin çevresel yönüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hitit Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlknur Tosun Satır, üretim sürecinde geleneksel yöntemlerde kullanılan zararlı kimyasallar ve toksik çözücüler yerine biyolojik materyallerin tercih edileceğini ifade etti.
Bu sayede doğa dostu, biyouyumlu ve tamamen sürdürülebilir bir ilaç taşıyıcı nanomalzeme sentezlenmesinin hedeflendiğini belirten Satır, projenin hem sağlık hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli katkılar sunacağını vurguladı.