Hemşehrimiz Prof.Dr. Bekir Candemir, ünlü yazar Kemal Tahir’in Çorum üçlemesi olarak bilinen ve içerisinde Çorum‘da geçen olayları anlattığı “Büyük Mal, Yedi Çınar Yaylası ve Köyün Kamburu” isimli kitapları üzerinden Çorum’u değerlendirdi.
ODA TV’de yayımladığı yazısında bu üç kitabı okudukça çocukluğundaki anıların gözünde canlandığını anlatan Candemir, Kemal Tahir’in Yedi Çınar Yaylası, Köyün Kamburu ve Büyük Mal romanlarından oluşan Çorum Üçlemesinin, Tanzimat’tan Cumhuriyet’in ilk dönemlerine uzanan büyük dönüşümü Anadolu taşrası Çorum üzerinden anlattığını vurguladı.
Elinde Kemal Tahir’in Kitapları ve harita ile Çorum’a geçtiğimiz Haftalarda tekrar gelen Prof.Dr. Bekir Candemir izlenimlerini paylaştı.
Prof.Dr. Bekir Candemir’in Oda TV’de yayımlanan yazısı şöyle:
“Kemal Tahir’in izinden şehir öyküsü... Üç Çorum... Prof. Bekir Cantemir Odatv’ye yazdı
Bekir Cantemir, Kemal Tahir’in Çorum Üçlemesi’nin izinde, haritalar ve roman sayfaları eşliğinde şehri yeniden adımladı. 150 yıllık taşra hikâyesinin, mültezimlerin, eşkıyaların ve merkez-taşra çatışmasının bugünkü Çorum’daki izleri ortaya çıktı. Roman coğrafyası ile gerçek coğrafya nerede kesişti
İnsanın çocukluğunun geçtiği yer, memleketidir. Memleketim Çorum’a her gittiğimde başka bir Çorum tecrübe ediyorum. Bu defa yanımda Kemal Tahir vardı.
Çorum’da doğmuş, üniversiteye gelene kadar gençliğini burada geçirmiş biri olarak, Kemal Tahir’in 1945-1949 yılları arasında yazdığı Çorum üçlemesini okurken yaşadığım duygu biraz sarsıcıydı. Çünkü romanda anlatılan insanları, çarşıyı, ekonomik ilişkileri ve iktidar mücadelelerini okurken ilk gençliğimde yaşadığım Çorum canlanıyordu. 90’ların başında Eğridere Çarşısı’nda kuyumcu çırağı olarak çalıştığım yıllarda gördüğüm Çorum insanı ile Kemal Tahir’in anlattığı Çorum insanı arasında şaşırtıcı benzerlikler buluyordum. Roman aslında benim için Çorum’un yaklaşık yüz elli yıllık bir hikâyesine dönüşmüştü. Ve ilginç olan, geçmişi okurken bugünü de düşünmeye başlamamdı.
ÇORUM ÜÇLEMESİ
Kemal Tahir’in Yedi Çınar Yaylası, Köyün Kamburu ve Büyük Mal romanlarından oluşan Çorum Üçlemesi, Tanzimat’tan Cumhuriyet’in ilk dönemlerine uzanan büyük dönüşümü Anadolu taşrası Çorum üzerinden anlatıyor. 93 Harbi, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Millî Mücadele ve Cumhuriyet’in ilk yılları romanların arka planında duruyor. Fakat Kemal Tahir tarihi doğrudan anlatmak yerine, bu büyük olayların Çorum’un insanına ve taşrasına nasıl yansıdığını gösteriyor. Merkez ile taşra arasındaki ilişki, yerel güçler, devlet görevlileri, mültezimler, ayan, eşkıya ve köylüler romanın dünyasını oluşturuyor.
Yedi Çınar Yaylası olarak tasvir edilen bölge hayvancılık ve kaçakçılığın merkezlerinden biri. Vergi işlerini organize eden mültezimler, devletin verdiği yetkiyi kullanıyor; gerektiğinde eşkıyadan da yararlanıyor. Köylü ise bütün bu ilişkilerin arasında kalıyor. Kemal Tahir’in anlattığı düzenin en çarpıcı tarafı, herkesin bir başkasının gücüne ihtiyaç duyması. Devlet zayıflıyor, yerel güçler öne çıkıyor. Ayan mültezime, mültezim eşkıyaya, eşkıya başka bir güce yaslanıyor. Memur çoğu zaman bu düzenin içinde etkisiz kalıyor ve düzeni idare ediyor. Çiftçi ise taşra yaşamında Osmanlının yasağı üç gündür diyerek kendi hayatına yol açıyor.
KEMAL TAHİR’İN TARAFSIZ GERÇEKÇİLİĞİ
Paşa Hamamı, Yediçınar Yaylası’nda romanında Abuzer‘in götürüldüğü hamam
Çorum üçlemesinde benim dikkatimi en çok çeken konulardan biri Kemal Tahir’in kahramanlarına yaklaşımı oldu. Romanı okurken zalim mültezime de, onun karşısındaki köylüye de, köylüye eziyet eden eşkıyaya da, bütün bunlara şahit olan memura da kendi gerçekliği içinde bakıyorsunuz. Kimse yalnızca iyi ya da kötü değil. Devlet ve toplumdaki çözülme öyle bir noktaya geliyor ki bu bozulma aile ilişkilerinden kadın-erkek ilişkilerine kadar uzanıyor. Kemal Tahir de bunu yer yer oldukça sert, yer yer mizahi bir dille anlatıyor. Zafer Toprak’tan 2000’lerin başlarında Türkiye Tarihi dersleri alırken ele aldığımız sosyal tarih konularını Kemal Tahir’in 80 yıl önce bu kadar popüler bir dille anlattığını görmek şaşırtıcıydı. Romanın dili de ayrıca önemli. Atasözleri, deyimler, halk arasındaki atışmalar ve İç Anadolu konuşma biçimi metne öyle yerleşmiş ki, bazı bölümlerde Çorum’da bir evin, kahvenin ya da çarşının içinde konuşulanları dinliyormuş hissine kapılıyorsunuz.
ROMANI HARİTAYLA OKUMAK
Romanda konu edilen Ulu Cami’nin içi
Ketebe Yayınları, Prof. Dr. İsmail Coşkun danışmanlığında Kemal Tahir’in eserlerini edisyon-kritik çalışmalarıyla yeniden yayımlıyor. Bu süreçte ben de Kemal Tahir’in roman coğrafyaları üzerine çalışmaya başladım.
Devlet Ana, Kurt Kanunu, Esir Şehrin İnsanları, Yol Ayrımı ve Çorum Üçlemesi üzerine yaptığım çalışmalarda eski ve yeni haritaları karşılaştırarak romanlarda geçen mevki, sokak ve binaları takip ettim. Çorum çalışmasında ise iş biraz daha farklı bir yere geldi. 1890 tarihli Osmanlı Çorum haritasını, 1930 paftalarını ve günümüz haritalarını ve kabartma Çorum haritasını önüme koydum. Okurken haritaya bakıyordum. Sonra bir şey fark ettim: Aslında bildiğim yerleri geziyordum.
Kemal Tahir’in romanında Çorum bağlarını okuyorum, aklıma bağların bugünkü hali geliyor. Bir konaktan söz ediyor, benim hafızamda başka bir görüntü beliriyor. Romanın kurgusal kahramanlarıyla gerçek Çorum’un mekânları birbirine karışmaya başlıyor.
BİN 200 SAYFA OKUYUP ÇORUM’A GİTMEK
Romanda sıkça konu edilen aslen Çorumlu olan Osmanlı Paşası 7-8 Hasan Paşa tarafından yaptırılan saat kulesi
2021’den beri İsmail Coşkun hocamla konuştuğumuz bir Çorum gezisi vardı. Sonunda bu gezinin zamanı geldi. Eylül 2026’nın ilk haftası için anlaştık. Bir grup arkadaşı da davet ettik. Katılımın tek şartı herkesin yaklaşık 1200 sayfalık Çorum üçlemesini okumasıydı. Böylece Çorum’a giderken herkesin elinde yalnızca bir valiz değil, bir de Kemal Tahir’in Çorum’u vardı. Eylül başının serinliğiyle şehri dolaşmak ayrıca güzeldi. Hasat mevsimi bitmiş, yerel üzümler dahi olgunlaşmıştı. Çorum’u mekân olarak gezmek kolaydı. Asıl mesele ise, bugünkü Çorum’u anlamaktı.
BİR TAŞRA ŞEHRİNİN EKONOMİK HİKÂYESİ
Dönemin kütüphanesi
Tahıl ve zahire üretimiyle şekillenen Çorum ekonomisinin 1970’li yıllarda toprak sanayine, tuğla ve kiremite; daha sonra da un fabrikaları kurarak dünyanın farklı yerlerine uzanan bir sanayi hikâyesine dönüşmesini Çorumlu sanayici ve iş insanı İsmail Bölükbaşı’ndan dinledik. Bir zamanlar ulaşımın zor olduğu, trenin bile uğramadığı Çorum nasıl oldu da kendi ekonomik gelişmesini büyük ölçüde kendi imkânlarıyla sağladı? Yalnızca, 1957’de Çimento Fabrikası, 1991’de ise Şeker Fabrikası açılmıştı. Bunun dışında devlet yatırımlarının olmadığı bir şehirden söz ediyoruz. Üstelik 1980’lerde Türkiye’nin en temiz şehri seçilmiş, gecekondu mahallesi hiç oluşmamış bir Çorum’dan. Çorum’un ekonomik hikâyesini dinlerken mutfağını da düşündüm. Az malzemeyle çok farklı leziz yemekler çıkaran Çorum mutfağı gibi, şehir de kendi becerisiyle bir gelişim ekonomisi kurmuştu.
4 Eylül akşamı Çorum Bilgi Koleji’nde İskilip dolması eşliğinde Çorumlular ve misafirlerle buluştuk. İsmail Coşkun, Kemal Tahir’i doğumundan itibaren hayatının ve eserlerinin ortaya çıktığı Türkiye tarihindeki dönüşümlerle birlikte anlattı. Ertesi sabaha Veli Paşa Konağı’nda Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşkın’la kahvaltıyla başladık. Sonrasında Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Yağbat’ın rehberliğinde Çorum Kalesi’nden başlayan bir şehir gezisine çıktık. Kale, eski konaklar, çarşı, 1925 yılında yapılan kütüphane. Belki de cumhuriyetin ilk kütüphanesi Çorum’da inşa edilmişti, bir dönem Halkevi ve belediye olarak kullanılan bina şimdi yeniden kütüphaneye dönüşmüş, Yedi-Sekiz Hasan Paşa’nın yaptırdığı saat kulesi, eski vilayet binası… Sonra Ulucami. Kemal Tahir’in Büyük Malda Büyük Cami olarak tasvir ettiği yapı. Bugün Yazma Eserler Kurumu olarak kullanılan eski İstiklal İlkokulu. Romanda lise olarak karşımıza çıkan bina. Romanda temizlik ve bir hesaplaşma alanı olarak Paşa Hamamı. Günümüzde özel mülke geçmiş olan Kemal Tahir’in yattığı eski cezaevi Taşhan. Karşısındaki günümüzde tandır kebapçıya dönüşmüş eski karakol binası. Çorum’un eski hayatının son izlerinin yaşadığı kadim Çöplü Çarşısı. Veli Paşa Hanı. Ve Saat Kulesi ile arasında kalan bu sene yıkılarak meydana katılan Kara Hacı’nın kebapçısı.
Bir süre sonra şehirde yürürken romanın sayfaları aklınıza geliyor. üçlemenin sonunda Emey Hatunun Çakırların Kenan’ın Büyük Cami yolunda vurulduğu yeri düşünüyorsunuz. Bu yol romanda nereden geçiyordu? Kemal Tahir burayı nasıl anlatmıştı?
ÇORUM KÜTÜPHANESİNDE BAŞKA BİR HİKÂYE
Taşhan’dan sonra benim için gezinin en önemli duraklarından biri, bugün yeniden kütüphane olan eski belediye binasıydı. Çünkü Kemal Tahir cezaevindeyken çalışma izni alarak buradaki kütüphaneye gidiyordu. O dönemde kütüphane müdürü Eşref Ertekin’di. Medrese kökenli, Millî Mücadele’de aktif rol almış bir isim. 2310 sayfalık Çorumlu Halkevi Dergisi’nin yaklaşık 946 sayfasını kaleme almış. Türk Dil Kurumu için de onlarca kelime yazmış. Çorum manilerini derlemiş. Kemal Tahir ile Eşref Ertekin arasındaki entelektüel ilişki ise hâlâ araştırılmayı bekleyen bir konu. Bazen bir araştırma sizi başka bir araştırmanın kapısına getiriyor.
YEDİ ÇINAR YAYLASI’NIN İZİNDE
Sıklık mevkiine yanımızda Harita Genel Müdürlüğü tarafından 2013 yılında üretilen Çorum’un kabartma haritasını alarak çıktık. Kemal Tahir’in Yedi Çınar Yaylasında anlattığı coğrafyayı bu kez kitabın sayfalarından değil, bulunduğumuz tepeden okumaya çalıştık. Romanda geçen köyleri, yolları, dereleri ve geçitleri topografya üzerinde karşılaştırdık. Narlıca neresi? Yedi Çınar Yaylası yere denk geliyor? Romanın anlattığı yollar bugünkü coğrafyayla ne kadar örtüşüyor? Bunlar basit sorular değildi. Çünkü Kemal Tahir’in roman coğrafyasında yollar ve köy adları doğruydu. Yer isimlerinin tümü günümüzde aynı adla var olurken, Yedi Çınar Yaylası ve Narlıca köyü ise romanın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden kurgulanmıştı. Çorum-Samsun yolu açılmadan önce Hasan Zahir Çeşmesi’nin bulunduğu bölgede, romanda deve boynu olarak adlandırılan kayanın kaldırılması sırasında üç yüz kamyon taş çıkarıldığı bilgisini yerel tarihçi Ethem Erkoç’tan da teyit ettik. Sıklık mevkiini gezerken romanın bazı tasvirleriyle bugünkü coğrafyanın örtüşmesi özellikle dikkat çekiciydi. Narlıca köyü konusunda ise romanın sosyal yapısıyla gerçek coğrafya arasında daha karmaşık bir ilişki ortaya çıkıyordu. İşte burada Kemal Tahir’in gerçekçilik anlayışı daha iyi anlaşılıyor: mevki adları ve topografik tasvirler tamamen doğru iken bir mevki veya köyü töhmet altında bırakmayacak kadar isimlendirmeye de dikkat ettiği görülmektedir.
ÇORUM’DAN BÜTÜN ANADOLU’YA
Çorum Üçlemesi coğrafi olarak Çorum’da geçiyor ama anlattığı meseleler Çorum’la sınırlı değil. Merkezî otoritenin zayıfladığı dönemlerde taşradaki yerel güçlerin nasıl öne çıktığını, devletin imkânları ile kişisel çıkarların nasıl iç içe geçebildiğini, köylünün, memurun, eşrafın ve aydının bu düzen içinde nasıl konumlandığını anlatıyor. Bu nedenle üç romanı okurken yalnızca geçmişteki Çorum’u görmüyorsunuz. Anadolu taşrasının daha genel bir fotoğrafını da görüyorsunuz. Belki de bu yüzden roman bugün de insana bazı sorular sorduruyor. Tarih değişiyor, şehirler değişiyor, insanlar değişiyor. Ama devlet ile toplum, merkez ile taşra, kişisel çıkar ile kamu gücü arasındaki ilişkileri anlamaya çalışırken Kemal Tahir’in romanlarına yeniden dönmek günümüz Türkiyesini anlamak için hala güncel ve işlevsel.
BİR ŞEHRİ YENİDEN OKUMAK
Çorum gezisi bittiğinde elimizde üç romanın dışında bir de yeni bir Çorum vardı. Benim çocukluğumun ve gençliğimin Çorum’u. Kemal Tahir’in romanlarında anlattığı Çorum. Ve bugün gördüğümüz Çorum. Üçü aynı mekan değil ama birbirlerinden tamamen kopuk da değiller. Belki edebiyatın en güzel taraflarından biri bu. Bir romanı okurken yüz elli yıl önceye gittiğinizi düşünürken, bir anda kendi yaşadığınız zamana bakmaya başlıyorsunuz. Ben Çorum üçlemesini okurken kendi şehrimi yeniden gördüm. Sonra o romanları okuyarak Çorum’a gittim. Bu defa sokaklarda yürürken şehir başka görünüyordu. Çünkü bazı yerleri artık yalnızca hatırlamıyor, Kemal Tahir’in hikâyelerinde geziyordum. Çorum’un haritası önümdeydi. Kemal Tahir’in roman coğrafyası da. İkisi arasında yürümek ise üç romanlık bir yolculuktan daha fazlasıydı.