2026 Yılına girilmesi ile birlikte camilerde de ilk hutbe okundu.
İnsanı mutsuzluğa götüren nedenlerin başında inançsızlık geldiğinin belirtildiği açıklamada, zira inançsızlığın insanı yalnızlaştırdığı, kişide sorumluluk bilincinin kaybolmasına sebep olduğu anlatıldı.
Bir yaratıcının varlığına inanmanın, onun her an yanında olduğunu bilmenin ise insana huzur ve güven verdiğinin anlatıldığı açıklamada İnancın kişiyi anlamsızlık karanlığından kurtardığına da dikkat çekildi
Hayata dair soruların cevaplarının Yüce Yaradan’ın inkâr edilerek bulunamayacağının kaydedildiği açıklamada, “Nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi, neden ve niçin yaratıldığımızı vahy-i ilâhî olmadan bilemeyiz. İtaat ve isyan sınırlarının Cenâb-ı Hak tarafından belirlenmediği bir dünyada neyin iyi, neyin kötü olduğunu tam anlamıyla kavrayamayız.” denildi.
Yeryüzünde yaşanan hiçbir kötülüğün müsebbibinin Allah Teâlâ olmadığının vurgulandığı Hutbede, “O, kullarına karşı çok merhametlidir. Cenâb-ı Hak, insanların iyiliğini ister. Kötülük yapmalarına, zulme düşmelerine de asla rıza göstermez. Hal böyleyken nefsine uyan, hevâ ve hevesine tabi olan insanlar, kötülüğe ve zulme sebep olmuş, olmaya da devam etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de, “Gerçek şu ki Allah insanlara zerre kadar zulmetmez, ancak insanlar kendilerine zulmederler” buyrularak bu hakikate işaret edildiğine işaret edildi.
Cuma günü nedeniyle Diyanet işleri başkanlığı tarafından hazırlanan ve tüm ülke çapında okunan hutbede şu görüşlere yer verildi:
“Yüce Rabbimiz; kaynağını vahiyden alan peygamberleri, müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermekle kullarına büyük bir lütufta bulunmuştur. Her birisi hidayet rehberi olan; hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı beyan eden ilâhî kitapları indirmekle insanlığın huzur ve mutluluğunu istemiştir. Bu ilâhî silsilenin son halkasını, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) ve ona gönderilen Kur’an’ı Kerim ile kemale erdirmiştir. Ebedi ahiret yurdunu yaratmakla; her hak sahibinin hakkını almasını, inanan ile inanmayanların ayırt edilmesini murat etmiştir.
Bugün, içinde bulunduğumuz sorumluluk; inançsızlık girdabında boğulan insanlara gönül dünyamızı açmak, ilâhî mesajları onlarla buluşturmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in sünnet-i seniyye membaı ile gençlerimizin inanca dair susuzluklarını gidermeye çalışmaktır. Çocuklarımızın gönüllerine tatlı dil ve güler yüzle Allah sevgisini nakşetmektir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu nasihatini kendimize rehber kılmaktır: “Senin vesilenle Allah azze ve celle’nin bir kişiyi hidayete erdirmesi, senin için güneşin üzerine doğduğu ve battığı her şeyden daha hayırlıdır.”